Alışveriş bağımlılarına büyük hizmet
Alışveriş yaparken yaşanan heyecan, bir ödül ve motivasyon hormonu olan dopaminin ani yükselişiyle harekete geçer. Özellikle beklenti, sürpriz indirimler ve yeni bir ürüne sahip olma arzusu, beyindeki ödül merkezini kandırarak kısa süreli anlık bir mutluluk patlaması yaratır. Sürpriz indirimler ve...
Alışveriş yaparken yaşanan heyecan, bir ödül ve motivasyon hormonu olan dopaminin ani yükselişiyle harekete geçer.
Özellikle beklenti, sürpriz indirimler ve yeni bir ürüne sahip olma arzusu, beyindeki ödül merkezini kandırarak kısa süreli anlık bir mutluluk patlaması yaratır.
Sürpriz indirimler ve "tükeniyor" uyarıları, beynin ilkel avcı-toplayıcı dürtülerini harekete geçirir. İnternetteki alışveriş, yemek, sipariş siteleri ve zincir marketler hep dopaminin hormonuna seslenen alışveriş stratejileri uygularlar.
Yani sadece bir ürün, alacakken gereksiz birçok şey almamızın bilimsel bir karşılığı var. Hatta bu hormonal ödül mekanizması sürekli tekrarlandığında, bazı insanlarda tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi tolerans gelişebilir.
Alışveriş dışındaki doğal dopamin kaynaklarını artırarak da bu açlığı dengeleyebiliriz ama tüketim toplumu da doğal dopamin kaynaklarını mümkün olduğunca engelleyerek bugünlere geldi.
Uzmanlar bilinçsiz tüketimin önüne geçmek için anlık dürtülerle alışveriş yapmaktan kaçınmayı öneriyor ama bunu bazılarımız başaramıyor. İşte bu noktada Güney Kore'de "Dopamin siteleri" popüler olmaya başladı.
Sitelerde ücret ödemeden sahte alışveriş sepeti oluşturabiliyorsunuz.
Sahte bir sipariş oluşturabiliyorsunuz.
Hiç var olmayan bir kuryeyi takip edebiliyorsunuz.
Bu şekilde paranız varmış gibi hissedip dopamin salgılamanız amaçlanıyor.
Kuryeyi beklerken dopamin salgılayıp normale dönüyorsunuz. Kurye gelmediğinde ise paranız cebinizde kaldığı için ayrıca mutlu oluyorsunuz.
Alışveriş bağımlıları için bu güzel uygulama Türkiye'de da hayata geçirilse ilgi görür diye tahmin ediyorum.
***
TÜMSEK DEDİĞİN BÖYLE OLMALI
İsveç'te geliştirilen ve 'Actibump' adı verilen yeni nesil akıllı kasis sistemi sadece hız sınırını aşan sürücüleri hedef alıyor.
Asfaltın altına yerleştirilen hassas radar ve sensörlerle çalışan sistem, şeritten geçen araçların hızını gerçek zamanlı olarak tespit ediyor.
Eğer araç yasal hız sınırına uyuyorsa zemin düz kalıyor ve araç rahat bir şekilde yoluna devam ediyor.
Ancak hız sınırı aşıldığı takdirde, yüzeydeki hareketli metal plaka hidrolik bir sistemle birkaç santimetre aşağıya iniyor.
Böylece hız ihlali yapan sürücü, sert bir tümsek yerine yoldaki küçük bir çukura girme hissiyle sarsılarak uyarılıyor.
Ambulans, itfaiye ve polis gibi acil durum araçları sisteme entegre edilerek hız yapsalar dahi bu engelle karşılaşmadan geçiş yapabiliyor.
Kurallara uyan sürücüye hakkını teslim eden güzel bir uygulama.
Türkiye gibi birçok ülkede kasisler hız sınırı aşılmasın diye yollara konuyor ama normal hız sınırında yoluna devam eden araçlar da kasis ve tümseklerde zor anlar yaşıyor.
Bütün araçlar kasislerde yavaşladığı için yakıt harcaması artıyor, zamanda kayıp oluyor.
Bu durum çevri kirliliğini bile artırıyor.
İsveç'te uygulanmaya başlayan sistem ise sadece normal hız sınırını aşanları bir anlamda cezalandırmış oluyor.
Kurallara uyanı mağdur etmeyen bu tümsek sistemi umarım gelecekte Türkiye'de de uygulanır.
***
HEM OYUNCU HEM YÖNETMEN OLARAK ZİRVEDE
Geçen hafta sonu 96 yaşına basan Clint Eastwood'un müzisyen ve besteci oğlu Kyle Eastwood babasının hem yönetmenlikten hem de oyunculuktan emekli olduğunu açıkladı.
Sinema adına büyük kayıp ama büyük usta sinemaya verebileceğinin çok fazlasını verdi zaten.
Çocukluğum onun western ve polisiye suç filmlerini izleyerek geçti.
Eastwood 1960'larda Sergio Leone imzalı üç Western'le; 'A Fistful Of Dollars' (1964), 'For A Few Dollars More' (1965) ve 'The Good, The Bad And The Ugly' (1966) nam salmıştı.
'İyi, Kötü ve Çirkin'i belki 10 kere izlemişimdir.
Eastwood, 70 ve 80'lerde 'Dirty Harry' (1971), 'Magnum Force' (1973), 'Sudden Impact' (1983) ve 'The Dead Pool' (1988) olmak üzere, hepsinde kural tanımaz polis Harry Callahan'ı canlandırarak sinemada iz bırakmayı sürdürmüştü.
'The Beguiled','Escape From Alcatraz', 'Pale Rider' gibi filmlerde de unutulmaz performanslar sergiledi.
Oyuncu olarak efsaneydi, yönetmen olarak daha da büyüdü.
1971'de 'Play Misty For Me' ile başlayan yönetmenlik kariyeri 'The Rookie', 'Unforgiven', 'The Bridges of Madison County', 'Mystic River', 'Million Dollar Baby', 'Flags Of Our Fathers', 'Letters From Iwo Jima', 'American Sniper' ve 'Richard Jewell' gibi müthiş filmlerle devam etti. Bazılarında hem oynadı hem de yönetti.
Eastwood'un dört Akademi Ödülü (bunların arasında Unforgiven ve Million Dollar Baby ile kazandığı iki En İyi Yönetmen Oscar'ı da var), dört Altın Küre ve iki Amerikan Yönetmenler Birliği Ödülü bulunuyor.
Aldığı birçok da onur ödülü var.
Sadece kendisi Oscar kazanmadı ayrıca yönettiği filmlerde beş oyuncuyu Oscar zaferine taşıdı: Gene Hackman (Unforgiven), Sean Penn ve Tim Robbins (her ikisi de Mystic River), Hilary Swank ve Morgan Freeman (ikisi de Million Dollar Baby).
Hem oyunculukta hem yönetmenlikte bu kadar başarılı olan başka bir sanatçı yok diye hatırlıyorum.
Eastwood, uzun yıllar Cumhuriyetçi Parti'ye yakın dursa da kişisel özgürlükleri her zaman savundu.
Donald Trump'ı eleştirmeyi de ihmal etmedi.
Hollywood'daki yerleşik 'politik doğruculuk' kültürüne karşı mesafeli duruşuyla da takdir topladı.
Yani politik duruş ve kişilik olarak da sözünün eri, dürüst bir eski topraktı.
90'lı yaşlarda bile kayda değer yapımlara imza atması ayrı bir başarı öyküsü.
O yaşlarda birçok insan adını bile unutuyor!
Özetle Eastwood, emekliliğin tadını çıkarmayı fazlasıyla hak etti.
Hayatımıza renk ve anlam kattığın için teşekkürler büyük usta.
***
Altyazı
"Biz ne zaman kaybettik biliyor musun? Hayallerimizin gerçeklerden daha güzel olduğunu anladığımız an." (Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni)